Neden? E-Ticaret Eğitim Sunumu

1 Nisan 2013 Pazartesi

Ataleti Yenmek mi! Nasıl?


Ataleti Yenmek mi! Nasıl?

“Ve bir tomurcukta sımsıkı kalma riskinin, çiçek açma riskinden çok daha acı verdiği gün geldi.” Anais Nin.

… Aklınıza gelen müthiş fikre aşık olup, kendinize bu işe yarın başlamak için söz vereceksiniz, fakat fikri uygulayıp başarılı olan birisine. “Biliyor musun? Bu iş fikrini önce ben düşünmüştüm” diyeceksiniz… Sigarayı bırakma ve çocuklarınıza daha fazla zaman ayırma konusunda en az bir milyon kez söz verip tutamayacaksınız…. Eşinizin doğum günlerini son anda hatırlayacak, evlilik yıl dönümlerini ise kesinlikle unutacaksınız… Eski dostlarla oturup siyasi meseleleri tartışırken bir süre sonra memleketi kurtarmış olacaksınız… Hayat, insanı insan yapan bütün renkleriyle her zamanki gibi akıp gidecek ve bazı şeyler hiç değişmeyecek.

Bir kişinin gerçekten “yapması gerektiğini” düşündüğü, niçin yapması gerektiğini bildiği, nasıl yapabileceğini öğrendiği, yapmayı istediği, yapabileceğine inandığı, yaparsa ne kazanacağını ve yapmamakla ne kaybettiğini bildiği bir iş hakkında hiçbir şey yapmadan durması neyi gösterir? Kişileri durduran şey nedir? ATALET…..

Hayatın asıl amacı bilgi değil, eylemdir. T.Henry Huxley

ATALET Nedir?

    Pineklemeye Çağrı
Duralım efendiler biraz
Koşmayalım öyle delice
Yormayalım kalbimizi
        Katmerlendirip gerdanımızı
Oturalım efendiler biraz
İsteyen dikilsin gönlünce
Çökelim biz yere şöyle bir
        Açalım ağzımızı ilkin
Gerelim omuzlarımızı sonra
Giderek bayıltıp gözlerimizi
Esneyelim efendiler biraz
       Aldırmayalım öyle üçe beşe
Yayalım göbeğimizi iyice
Dönelim sırtımızı işe, akla
Acıyan çıkmaz sonra halimize
          Vakitken çocuklar büyükler henüz
Pinekleyelim pinekleyelim
Horlayalım efendiler biraz
                                          Salah Birsel

Büyük sır. Atalet sadece sizi değil, milyonlarca insanı, binlerce şirketi, onlarca ülkeyi durduran şey. Atalet bir kişinin, kurumun ya da toplumun yapması gereken bir işi yapması gereken zamanda, yapması gereken yerde ve yapması gerektiği gibi yapmamasıdır. Atalet içerisindeki bir kişi, bir işi mutlaka yapması gerektiğini bilmektedir. Bunu yaparsa neler kazanacağını da bilmektedir. Yapmamakla neler kaybettiğini de bilmektedir. O işi yapmayı da istemektedir. En azından sorulduğunda istediğini söylemektedir! Eğer yapmaya başlarsa nasıl yapabileceğini de bilmektedir. Ancak yine de yapmamaktadır!

Atalet kelimesi teknik anlamda eylemsizlik, durağanlık, hareketsizlik demektir. Gündelik dilde tembellik, ağır kanlılık, yılgınlık, yavaşlık, hantallık gibi kelimelerle ifade edilir. Üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi hareket etme, yumurta kapıya dayanmadan harekete geçmeme gibi deyimler ataletliler için çokça kullanılır. Kısaca ataletliler, hayatı ağır çekim filmlerdeki gibi yaşayan insanlardır!    

Atalet iki şekilde karşımıza çıkar
--- İnsanın ruhunu sararak onu eylemsizleştiren psikolojik atalet.
--- İnsan bedenini sararak onu hantallaştıran fizyolojik atalet.

Psikolojik atalet düşünülmüş şeylerin pratiğe dökülmesini engeller. İnsanların amaçlarını gerçekleştirmek için eyleme geçmelerini engeller. Yapılmış planları uygulamak için harekete geçirmeyi engeller. İşlerin sürüncemede kalarak sonuçlanmasını engeller. Donuk ve buzlanmış bir beyin ile yorgun ve yılgın bir ruhtan oluşan bir hayat kimyası içinde yaşamaya neden olur.

Fizyolojik atalet bedenimizde oluşur. Eşyalarda görünen atalet haline, fiziksel atalet diyebiliriz. Canlı varlıklarda görülen fiziksel atalet hali cansızlardan farklı olarak mutlak eylemsizlikten çok eylemlerdeki yavaşlığı ifade eder. Masa başı işlerin çoğalması fiziksel atalet sorunlarını da artırmaktadır.

Fizyolojik ve psikolojik atalet birbirini besler. Fizyolojik atalet, psikolojik atalet yaratır. Psikolojik atalet de fizyolojik ataleti besler. Atalet döngüsü  böylece  kalıcılık kazanır. Atalet kendi kendini besleyen, kendinden beslenen, kapalı çevrimler içinde yaşayan psikolojik  prangadır.

 ATALET Örnekleri Nelerdir?

Hayatta bütün başarılarımı her zaman ve her işte 
bir çeyrek saat önce harekete geçmeme borçluyum. Oskar Wilde 

Meşhur “suyu ısınan kurbağa” hikayesini bilirsiniz. Sıcak su kabına atılan kurbağa  bir çırpıda dışarı çıkar. İkinci aşamada oda sıcaklığındaki bir kapta ki suya atılan kurbağanın suyu yavaş yavaş ısıtıldığında kurbağanın refleksleri yavaşlar ve kaptan dışarı çıkamaz. Ataletin en tehlikeli yanı oluşum aşamasında kendini fark ettirmemesidir. Atalet sinsice bünyeye yerleşir ve savunma refleksini felç eder.

Ataletin Temel Gerçekleri;
--- Hiçbir psikolojik atalet sonsuza kadar sürmez: Ya kişinin kendisi atalet haline son verir ya da bir felaket atalet halini bitirir.
--- Her ataletli ataleti kırma potansiyelini kendi içinde taşır: Doktorun üç ay ömrünüzün kaldığını söylemesi, yıllarca “elimde değil” diyerek içtiğiniz sigarayı size hemen bıraktırır.
--- Hayatınızın bir boyutundaki aşırı hareketlilik diğer boyutlarında atalet yaratacaktır: İş hayatında çok aktif ve yoğun olan bir kişinin aile hayatındaki ataletli davranışları çoğalacaktır.
---  Atalet halinde yaşamanın da bir maliyeti vardır: Bugün yapmanız gerektiği halde yapmadıklarınız, birikir, büyür, karşınıza büyük bir problem olarak çıkar.
--- İnsanların başlarına gelen olaylar değil, o olayları yorumlama şekilleri onları atalete düşürür.

Hayatımızdan Atalet Hallerine Örnekler;
--- Girişim için cesaret
--- Yabancı dil öğrenememek
--- Spor yapamamak
--- Sigarayı bırakamamak
--- Fazla kilolardan kurtulamamak
--- Kitap okuyamamak
--- Aileye fazla zaman ayıramamak
--- Para biriktirememek
--- TV’yi kapatamamak
--- Yaptığı planlara uyamamak
--- Ders çalışamamak

Bu listedeki maddelerin bazılarının sizin atalet portföyünüzde de bulunması muhtemeldir. Sizin ataletleriniz hangileri? Yapmanız gerektiğini, niçin yapmanız gerektiğini ve isterseniz nasıl yapabileceğinizi bildiğiniz ancak gene de yapamadığınız üç şeyi tespit edip yazmaya ne dersiniz?

Oluşum Nedenlerine Göre Atalet Halleri;
--- Bazı insanlar eleştirilme korkusundan eyleme geçemez, olduğu yerde kalır. Bu kişiler alıngan kişiliklerdir, hayallerinin peşinden koşarken incinmeyi, eleştirilmeyi, reddedilmeyi göze alamazlar.
--- Diğer bir grup başarısızlık korkusu yüzünden harekete geçemeyenlerdir. Hayal kırıklığına karşı dayanıksız olan bu kişiler, özgüven yetersizliği, kendini küçük görme nedeniyle eyleme geçemez, hayallerini kafalarının içinde yaşarlar.
--- Bazıları hayata ya da amirlerine kızmıştır, çalışıyormuş gibi yapıp çalışmaya çalışarak kendince bir şeyleri protesto eder. Bu kişiler için yavaşlık, kötü ve güçlü kişilere karşı gizli bir şekilde tavır koymaktadır.
--- Bazıları hareketsizlerdir çünkü ömrünü ve hayat enerjisini çevresindekiler ve kendisiyle didişerek tükenmiş, “yılgın Türk” haline gelmiştir.
--- Bazıları sadece yapmaktan keyif aldığı şeyi yapıp yapması gereken ama yapmak istemediği şeyler karşısında, irade gücü “servis dışı” olan insanlardır.
--- Bazıları tembel olmayı kimliği, kaderi, doğuştan getirdiği değişmez özelliği olarak gördüğü için ataletlidir.
--- Bazı insanlar mükemmeliyetçilik takıntılıdır, en iyisini yapmayı becerinceye kadar hiçbir şey yapmaz.
--- Başka bazı insanlar ise istikrar ve kesinlik takıntılıdır, önlerini net göremedikçe harekete geçmezler.

Atalet çok sayıda nedenin bir araya gelerek oluşturduğu bir psiko-fizyolojik durumdur. Bir kişi özelinde bakıldığında, atalete neden olan faktörlerden birinin diğerlerine göre daha baskın olduğu görülmektedir.

ATALET Üreten İnanç ve Düşünceler

Atalete neden olan en önemli on inanç ve düşünce örnekleri nelerdir? Bunların hayatınızda etkin olmadığı denetleyerek gidiniz. Herhangi bir durumda bu on inançtan birkaçına sahipseniz ataletinizin o alanda yoğun olduğunu düşünebilirsiniz.

 --- 1- Değişmezlik inancı: “Böyle gelmiş böyle gider.”
--- 2- Etkisizlik inancı: “Ben kim oluyorum ki.”
--- 3- Gereksizlik inancı: “Yapsam ne değişecek ki.”
--- 4- Yararsızlık inancı: “Bunu yapmanın bana/şirkete/memlekete faydası yok.”
--- 5- Erteleme inancı: “Daha sonra yapabilirim.”
--- 6- Anlamsızlık inancı: “Bunu yapmamı istemek çok saçma, aptalca.”
--- 7- Kontrolsüzlük inancı: “Bunu yapabilmek insanın elinde değil.”
--- 8- Yetersizlik inancı: “Ben bunu yapmak için henüz yeterli değilim.”
---9-Mükemmeliyetçilik inancı: “En iyisini yapıncaya kadar hiçbir şey yapmamalıyım.”
---10- Başaramam inancı: “Ben bunu başaramam ve hayal kırıklığı yaşarım ya da yaşatırım.

ATALETTEN Kurtuluş Savaşınızı Başlatın!

Ataleti yaratan sizsiniz, ataleti yenecek olan da siz olabilirsiniz. Ataletin çözümünü kendi dışınızda aramayın.

Bir Tüccarın tembel ve “bunalımlı” bir oğlu varmış. Tüccar oğlunu Sokrates’e getirerek tedavi etmesini ister. Sokrates uzun bir “kendini keşfetme eğitimi” önerir. Tüccar, bu çözümü beğenmeyip oğlunu dünya seyahatine gönderir. Çocuk tüm dünyayı gezdikten sonra aynı halde dönüp gelir. Baba tekrar çocuğunu Sokrates’ in yanına getirir: “Tüm dünyayı gezdi ama giderken kendini de yanında götürdü!” diye cevap vermiş.

Atalet bir tercihtir. Harekete geçmemeyi tercih etmektir. Kendinizi atalet halinde yakaladığınız anda irade gücünüzle kendinizi zorlayarak kendinizi harekete geçirebilirsiniz. Sizi sınırlayan, elinizden gelenin en iyisini yapmanızı engelleyen inanç ve düşüncelerinizi tespit edip değiştirebilirsiniz. Kendinize ilham veren hedefler koyabilir, büyük düşünen ve coşkulu insanlarla daha fazla zaman geçirebilirsiniz. Ataletli, kasvetli, hantal bir hayatı kendinize yakıştırmayın.

Başarılı olmak için bir şeyler yapmak gerekiyor. Peki ataleti yenmek için ne gerekiyor? Komik ama gerçek, ataleti yenmek için de ataleti yenmek gerekiyor! Bir tür psikolojik “matrix” ile karşı karşıyasınız!
Ataletli olduğunuz için harekete geçmiyor değilsiniz, harekete geçmediğiniz için ataletli oluyorsunuz.
“ Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır.
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır.” Tevfik Fikret

“Just do it”  Kalk ve (yapmanı gerekeni) yap!

Kaynak: “Kişisel Ataleti Yenmek” Mümin SEKMAN

Ali SAVUT
turkobazaar.com
Kurucu/Ortak
Twitter / Linkedin 
                                           SERMAYESİZ Ticaret İçin Tıklayın..    

                   



10 Mart 2013 Pazar

Girişimciliğin Altın Kuralları


Girişimcilikte Uzman Önerileri

Ekonomik krizin istisnasız tüm dünyayı etkisi altına aldığı bir dönemde, “girişimcilik” uluslararası çapta bir panzehir haline geliyor.
Türkiye’nin bundan sonraki 50 yıllık vizyonunda yaratacağı büyük katma değer girişimciliğin gelişmesi olacaktır.

Girişimciliğin zincirlerinin her bir halkasını 10 adımda, konusunda uzman yazarların fikirleriyle birlikte sizlere anlatmaya çalışacağım.  

İyi bir girişimci, bir şeyi en iyi bilen değil, her şeyi en iyi yöneten olmalıdır.

Girişimci Ekosistemi

Fikirlerinizi Paylaşın: Önemli olan fikir sahibi olmak değil, o fikri hayata geçirebilme yeteneğine sahip olmaktır. Dolayısıyla fikirlerinizi onlara değer katacak birey ve kuruluşlarla paylaşmaktan çekinmeyin, güvenilir bir fikir ortağı ya da ortakları bulun. Fikir bol yapabilen azdır.

Sadece Fikir Yetmez: Yolun başındaki girişimcilerden mükemmel bir iş planından daha önemli olan o fikri hayata geçirebilmek için temel bazı konuların farkında olup olmadığının bilinmesidir.

Çevrenin Önemi: Fikirlerini ticarileştirme sürecinde onlara destek olacak birey ve kuruluşlarla düzenli etkileşim halinde olmaları ve ilişkileri derinleştirmeleri kritiktir. Kimi zaman yetkin ve geniş bir çevresi olan bir isim, sizi bir noktadan alıp çok farklı noktaya taşıyabilir. Bu nedenle sadece işe değil çevreye de odaklanmak, zaman ayırmak önemlidir.

Fikre Aşık Olmak Riskli: Fikirlerinizi paylaştığınızda olumlu/olumsuz birçok yorum alacaksınız. Önemli olan fikirlerinize aşık olmadan olumlu/olumsuz görüşleri alıp sağlıklı şekilde değerlendirmeniz ve gerekli adımları atmanızdır.

Sunum Değil, Ürüne Odaklanın: PowerPoint sunum yerine çalışan bir demo çoğu zaman fikir tanıtım sunumundan daha etkili olacaktır. Açık kaynak kodlu birçok yazılım sayesinde fikirleri hızla demoya, çalışan uygulamaya dönüştürmek mümkündür.

Kişisel Özellikler Fark Yaratır: Girişimci doğulur ya da girişimci sonradan olunur. Elbette özgüven, tutku, merak ve risk alabilme gibi bazı temel özellikler girişimcileri değerlendirmede ayrıştırıcı olur.

Müşteri İhtiyaçlarına Kulak Verin: Fikrinizi önce kendi çevrenizle, müşteri adaylarınızla test edin, gerçekten bir ihtiyaç var mı yok mu, ihtiyaç yaratılabilir mi kontrol edin.

Mentor Desteği Alın: İstatistiklere göre işletmelerin kuruluş yıllarındaki başarısızlık oranı yüzde 60-80 düzeylerine ulaşa biliyorken mentor desteği alan girişimlerde bu oran yüzde 10’a kadar gerileyebiliyor.

İyi Bir Takım Kurun: İyi fikir ve planla birlikte bunu hayata geçirebilme yeteneği ve vizyonu olan iyi bir takım kurmak da önemlidir. Farklı alanda uzmanlığı, becerisi olan bireylerden oluşan takımların başarı şansı her zaman yüksektir.

Son Söz: Girişimcilik artık profesyonel kariyer planlarına ciddi bir alternatif oluşturmuş durumda. Sloganımız zorunluluk değil, fırsat girişimciliğine adım atmak olacaktır.

Girişimci Doğulur mu? Olunur mu?

Gereksiz Cesaretten Kaçının:  Aşırı güven ve gereksiz cesaretin girişimcilere zarar verdiğini, bu yüzden de uzmanlar girişimcinin faaliyet gösterilen iş kolunun uzmanlarına danışılmasını öneriyor. Türk şirketlerinin yüzde 99’u danışmanlık hizmeti almıyor. Gelişmiş ülkelerde ise şirketler ortalama beş kez danışmanlık hizmeti alıyor.

Takımınızı Kurun, Girişimcilik Tek Kişilik Bir Faaliyet Değildir: Doğru ve istekli insanlardan bir takım kurun ve projenizi onlarla paylaşın. Takım çalışanlarına iş süreçleri hakkında karar alma yetkisi verin. Yenilikle ilgili yanlış kararlar aldıklarında şiddetli eleştiriden kaçının. Peki ya ortaklık? Ortakla çalışmak ancak çok iyi bir işbirliği ve harmoni varsa başarı getirir, aksi takdirde zaman ve moral kaybıyla sonuçlanabilir.

Piyasayı İyi Araştırın: Bir ürünün potansiyel pazarını, müşterilerin özelliklerini ve satış hesaplarını belirlemeye yarar. Yalnızca bugünü değil yapacağınız araştırmada yarını da tahmin etmeniz işinizin devamlılığı için en önemli konudur.


En İyi Bildiğiniz İşi Yapın ve Yanlışlarınızdan Ders Alın: Hayalinizi gerçekleştirmek için, iş tanımınızın dışında da olsa o işi yapın. Az bilgi tehlikelidir ve bazen aklınıza iyi bir fikir geldiğinde ne olursa olsun ilerlemeniz gerekir. Her yeni adım beraberinde bir hatayı getirebilir. Hatalarınızdan ders alın. Her hata, işin nasıl yürüdüğünü anlamaya yaklaştıran bir adımdır.

Ölçüsüz Büyüme ve Hedefsizlikten Kaçının: Müşteri sayısının bir anda artması iyi bir gelişme gibi görünebilir. Ancak eğer hazırlıksız yakalanırsanız bu sizi krize sürükler. Kobi uzmanlarına göre, Türk girişimcilerinin çoğunda hızlı şubeleşme ve ölçüsüz büyüme hastalığı vardır. Bu hastalık birçok kobi’nin sonu oluyor. Gerek yönetim gerek iş kolu, gerekse insan kaynağında yapılan sürekli değişiklikler istikrarsızlığa neden olur. Girişimci bu hataya düşmemeli ve hedefi doğrultusunda yürümelidir.

Yeterli Sermaye ve Doğru Mekan Seçimi:  Yeni kurulan bir işin hemen para kazandıracakmış gibi algılanması temel bir hatadır. Yeterli sermayesi olmayan ve elinde ne varsa harcayan girişimciler, piyasalardaki en ufak bir dalgalanmada zor durumda kalıyor. Danışmanların önerisi, yeterli işletme sermayesi olmadan yola çıkmamaktır.
Mekan seçimi için, ilk günlerden şirketinizin parasını çok harcamamak önemlidir. Pahalı ofisler iyidir ama çoğu zaman değersizdir. Süslü eşyalarla başlayan işler nadiren başarılı olur. Evde çalışmayı ya da ofis açmayı düşünün.

Nakit Akışını Planlayın: İşinizi yeni kurduğunuzda, tedarikçiler ödemelerinizi erken tarihte yapmanızı isteyecektir. Eğer vadeli satış yapıyorsanız, tahsilat ile ödeme tarihleri arasındaki farklılık nakit krizi yaşamanıza yol açabilir. Nakit akışını mutlaka planlayın.

Bilgi ve Teknolojiyi Kullanın: Günümüzde girişimcilerin önemli bir kısmı hala bilgi teknolojisinin önemini kavrayabilmiş değildir. Girişimci, teknolojiyi ve sektördeki yenilikleri takip etmiyor ve şirketini yenilemiyorsa, yoğun rekabet ortamında kendi elleriyle müşterilerini rakiplere kaptırıyor dur.

Müşteri Gibi Düşünün: Yeni kurulan işletmelerin en büyük hatalarından biri, müşteriyi yeterince tanımamaları dır. Ne kadar çok müşteri gibi düşünürseniz, organizasyonunuz müşterilere nasıl hizmet edilmesi gerektiğini o kadar iyi bilir.

Değişimin Gerisinde Kalmayın: Geçmişte sizi başarıya götüren yollar olmalıdır. Ancak bunların gelecekte ve her daim geçerli olduğunu düşünmek yanıltıcı olacaktır. Pazardaki talep ve teknoloji değiştiği halde, hala aynı yöntemleri kullanmak ve aynı ürünleri üretmekte ısrar etmeyin. Yeni fikir ve deneylere açık olun.

Kaynak: “Girişimciliğin Altın Kuralları”  Konusunda uzman 24 yazar.

İyi bir girişimci, bir şeyi en iyi bilen değil, her şeyi en iyi yöneten olmalıdır.


Ali SAVUT
turkobazaar.com
Kurucu/Ortak
Twitter / Linkedin 
                                           SERMAYESİZ Ticaret İçin Tıklayın..    

                   

13 Şubat 2013 Çarşamba

Kuantum Bilgisayarlarına Hazır Mıyız?


Kuantum Bilgisayarlarına Hazır mıyız?

Abaküsle dünyanın en hızlı süper-bilgisayarı
arasındaki farkı düşündüğünüz takdirde bile,
bir kuantum bilgisayarının günümüzün
bilgisayarlarından ne kadar daha güçlü
olduğunu anlamanın yakınından geçemezsiniz.
Julian Brown

Şizofren Atom, bir Atom nasıl aynı anda birden çok yerde olabilir ve birden çok şey yapabilir.

Yıl 2041. Küçük bir çocuk, odasındaki bilgisayarın başına oturuyor. Bu sıradan bir bilgisayar değil. Bu bir kuantum bilgisayarı. Çocuk bilgisayara bir komut veriyor… Aynı anda bilgisayar kendi binlerce kopyasına bölünüyor ve her biri problemin farklı bir dalı üzerinde çalışmaya koyuluyor. Yalnızca birkaç saniye sonra, dallar yeniden bir araya geliyor ve bilgisayarın gösterge panelinde tek bir cevap yanıp sönüyor. Dünyadaki bütün bilgisayarlar bir arada çalıştırılsa dahi bu cevabı bulmaları trilyonlarca yıl alırdı. Sonuçtan memnun olan çocuk bilgisayarı kapatıyor ve oyuna geri dönüyor. Bu akşam için ev ödevi bitmiş durumda.

Çocuğun bilgisayarının yapabildiğini aslında hiçbir bilgisayar yapamaz, değil mi? Bir bilgisayarın bunu yapabileceği gerçeği bir kenara, bu bilgisayarların taslak halindeki ilk versiyonları günümüzde bile mevcuttur. Üzerinde ciddi tartışmaların döndüğü asıl nokta ise, bu türden bir kuantum bilgisayarının yalnızca çok fazla sayıdaki bilgisayarların toplamı gibi mi çalışacağı, yoksa, bazılarının inandığı gibi, kendi kendisinin paralel gerçeklikler veya evrenlerde var olan birçok farklı kopyasının bilgi işlem gücünden mi yararlanacağı sorusudur.

Kuantum bilgisayarlarının temel özelliği olan aynı anda birçok işlemi birden yapabilme yetisi, dalgaların (dolayısıyla da, dalgalar gibi davranan atom ve fotonların da) yapabildiği iki şeyden kaynaklanmaktadır. Bunlardan ilki, okyanus dalgalarında görülebilir.

Okyanusta hem büyük dalgalar hem de küçük dalgacıklar oluşur. Ancak rüzgarlı bir günde dalgalı bir denizi seyrederken herkesin bilebileceği gibi, büyük dalgaların üzerinde küçük dalgacıklar da görebilirsiniz. Bu tüm dalgaların genel bir özelliğidir. Eğer iki farklı dalga var olabiliyorsa, aynı şekilde, dalgaların bir kombinasyonu, yani süper pozisyonu da var olabilir. Süper pozisyon gerçeği, gündelik dünyada önemsiz bir şey gibi görünebilir. Ancak atomlar ve bileşenlerinin dünyasında, bu durumun etkileri sarsıcı düzeydedir.

Burada şaşırtıcı bir durum yok. Fakat, şunu unutmamak gerekiyor ki, aynı anda iki dalganın birden var olmasına imkan tanındığında, bu dalgaların bir süper pozisyonunun var olmasına da imkan tanınmış olur. Deniz dalgaları için konuşacak olursak, bu türden bir kombinasyon kimse için inanılmaz bir durum değildir. Ancak atomların dünyasında söz konusu kombinasyon olağanüstü sayılabilecek bir duruma tekabül eder; aynı anda hem camdan geçen hem de geri yansıyan bir fotonun varlığına. Diğer bir deyişle, foton aynı anda camın iki tarafında birden bulunabilmektedir.

Tahayyül sınırlarımızı zorlayan bu özellik, iki kaçınılmaz gerçekten kaynaklanıyor: fotonların dalgalar tarafından tanımladığı ve dalgaların süper pozisyon hallerinin olası olduğu gerçeklerine.

Bu uçuk bir teori değil. Yapılan deneylerde, aynı anda iki yerde birden bulunan bir foton ya da atomu gözlemlemek gerçekten de mümkündür (daha doğru bir ifadeyle ortaya koyacak olursak, aynı anda iki yerde birden bulunan bir foton ya da atomun neden olduğu sonuçları gözlemlemek mümkündür. Bu durumun gündelik hayatımızdaki karşılığı, aynı anda hem İstanbul hem de Londra’ da bulunabilmemizdir. Dahası, üst üste binecek dalgaların sayısının bir sınırı olmadığından, bir foton ya da atom aynı anda üç, an ya da bir milyon yerde olabilir.

Atomlar ve türevleri yalnızca aynı anda birçok yerde bulunabilmekle kalmaz, aynı anda birçok işi de gerçekleştirebilirler. Bunun gündelik yaşantımızdaki karşılığı ise, aynı anda ev temizliği yapmanız, köpeği dolaştırmanız ve haftalık süpermarket alışverişinizi halletmenizdir. Kuantum bilgisayarlarının muazzam gücünün ardındaki giz budur. Atomların aynı anda birçok işi yapabilme yetisini kullanan kuantum bilgisayarları, aynı anda çok sayıda hesaplamayı yapabilmektedir.

Aynı Anda Birçok Şey Yapmak

Günümüz bilgisayarının temel yapı taşı transistörlerdir. Transistörler iki farklı gerilim seviyesinde bulunabilir; bunlardan biri ikili basamaklardan (bitlerden) “0” ı, diğeri ise “1” i temsil eder. Sıfır ve birlerin oluşturduğu bir sıra, çok büyük bir sayıyı temsil edebilir ve bilgisayar içinde bu sayı, bir başka büyük sayıyla toplanabilir, çıkartılabilir, çarpılabilir ve bölünebilir. Öte yandan, bir kuantum bilgisayarının temel yapı taşları süper pozisyon konumunda da bulunabilir. Diğer bir deyişle, aynı anda hem “0”ı hem de”1”i temsil edebilirler. Fizikçiler, kuantum bitlerini normal bitlerden ayırt edebilmek için, şizofren kuantum bitleri (ya da “kubit”) terimini kullanmaktadır.

Tek bir kubit üzerinde aynı anda iki farklı işlem, iki kubitle dört farklı işlem, üç kubitle sekiz farklı işlem yapabilirsiniz ve kubit sayısı arttıkça, aynı anda gerçekleştirebileceğiniz işlem sayısı da 2’nin kuvvetleri olarak artar. Bu sizi etkilemediyse, 10 kubitle aynı anda 1024 işlem ve yalnızca 100 kubitle milyarlarca işlem yapabilirsiniz. Kuantum bilgisayarlarının günümüz bilgisayarlarını bazı hesaplamalarda performans açısından silip geçeceği anlaşılmıştır. Geleneksel bilgisayarlar performans açısından kuantum bilgisayarlarının yanında geri zekalı gibi görünmektedir.

Kilit Nokta, Girişim 

Bir kuantum bilgisayarının çalışması için, dalga süper pozisyonları tek başlarına yeterli değildir. Dalga süper pozisyonlarının ihtiyaç duyduğu bir başka şey girişimdir. Kuantum bilgisayarlarının aynı anda birçok işlemi birden yapılabilmesinin nedeni, farklı durumların süper pozisyonu olarak var olabilmeleridir.  Örneğin, 10 elementli (yani 10 kubitlik) bir kuantum bilgisayarı aynı anda 1024 farklı durumda bulunabilir ve dolayısıyla, aynı anda 1024 işlem gerçekleştirebilir. Diğer bir taraftan, yeniden bir araya gelmedikleri sürece, bir işlemin farklı noktalara açılmış dallarının hiçbir değeri yoktur. Bunu gerçekleştiren ise, girişimdir. Girişim sayesinde, süper pozisyonun 1024 farklı durumu birbirleriyle etkileşime girebilir ve birbirlerini etkileyebilir. Gene girişim sayesinde, kuantum bilgisayarının elde ettiği tek bir cevap, 1024 paralel işlemin tümünde ne olup bittiğini yansıtır ve bir araya getirir.
1024 ayrı parçaya ayrılmış ve her bir parçanın üzerinde tek bir kişinin çalıştığı bir problem düşünün. Problemin çözüme ulaştırılması için, söz konusu 1024 kişi birbirleriyle sürekli iletişim halinde olmalı ve elde ettikleri sonuçları değiş-tokuş etmelidir. Girişimin kuantum bilgisayarlarında mümkün kıldığı şey işte budur.
                              
Çoklu Evren

Kuantum bilgisayarlarının aynı anda muazzam sayıda işlem yapabilmeye yönelik olağanüstü gücü bizim için bilmece durumundadır. Bununla birlikte, günümüzün kuantum bilgisayarları henüz ilkel bir düzeyde ve yalnızca bir avuç kubit üzerinden işlem yapabiliyor olsa da, aynı anda milyarlarca, trilyonlarca ya da katrilyonlarca işlem yapabilecek bir kuantum bilgisayarlarını hayal etmeniz imkansız değildir. Önümüzdeki 30 ya da 40 yıl içerisinde, aynı anda Evren’de var olan parçacıklardan dada fazla işlem yapabilecek bir kuantum bilgisayarları inşa edilebilir. Bu varsayım durumu önümüze zor bir soru koyuyor. Bu bilgisayar işlemlerini tam olarak nerede gerçekleştirecektir? Sonuçta, bu türden bir bilgisayar aynı anda Evren’de var olan parçacıklardan daha fazla işlem yapabiliyorsa, o zaman Evren’in işlem kaynaklarının bu makinenin gerçekleştirebileceği işlemler açsından yetersiz kalacağı öne sürülebilir.

Çözülmesi imkansız gibi görünen bu durumdan çıkmamızı sağlayabilecek olağanüstü bir olasılık, kuantum bilgisayarlarının işlemlerini paralel gerçekliklerde ya da evrenlerde gerçekleştiriyor oluşudur. Bu fikir, 1957 yılında Princeton’da yüksek lisans öğrencisi olan Hugh Everett’ e dayanmaktadır. Everett “Çoklu Dünyalar” fikrini, kuantum bilgisayarlarının ortaya çıkışından çok uzun zaman önce öne sürmüş olsa bile, gene de konu üzerinde faydalı bir açılımı olabilir. Çoklu Dünyalar fikrine göre, kuantum bilgisayarlarına bir problem verildiğinde, bilgisayar kendi kopyalarına ayrılmakta ve her bir kopya farklı bir gerçeklikte var olmaktadır.

Tüm bu bilmecelere rağmen, Everett tarafından öne sürülmesinin üzerinden geçen yarım yüzyılın ardından, Çoklu Dünyalar fikri yeniden popülerlik kazanmıştır. Her gün sayıları artmakta olan ve aralarında Oxford Üniversitesi’ n den David Deutsch gibi önemli isimlerin de bulunduğu birçok fizikçi, bu fikri ciddiye alıyor. Deutsch “Gerçekliğin Dokusu” isimli kitabında, “Paralel evrenlere yönelik kuantum teorisi, birtakım teorik muammalardan doğan baş belası bir yorum değildir.” demektedir. Çoklu Dünyalar fikrine inanmasınız bile, fikir gizemli kuantum dünyasında neler olup bittiği anlayabilmemiz için basit ve kolaylıkla algılanabilen bir yol sunmaktadır.

Neden Yalnızca Küçük Şeyler Kuantumdur

Kuantum bilgisayarları, inşası aşırı derecede zor olan makinelerdir. Bunun nedeni, bir kuantum süper pozisyonunun farklı durumlarının birbirleriyle girişimde bulunma yetisinin çevresi tarafından yok edilmesi, ya da ciddi bir şekilde indirgenmesidir. Bu yıkım çift yarık deneyinde canlı bir şekilde görülebilir. Kuantum davranışı aslında yaratılmış şeylerin bir özelliğidir. Bu davranışı gündelik hayat yerine mikroskobik dünyada görmemizin nedeni, küçük bir şeyi kendisini çevreleyen unsurlardan yalıtmanın, büyük bir şeye nazaran çok daha kolay olmasıdır.

Bu nedenle, kuantum şizofrenisinin ihtiyaç duyduğu şey yalıtımdır. Atom gibi mikroskobik bir parçacık dış dünyadan yaratılmış bir şekilde kaldığı sürece, aynı anda birçok şey yapabilir. Bu durum, kuantum şizofrenisinin gündelik bir olay olduğunu mikroskobik dünyada zor bir şey değildir. Diğer bir taraftan, içinde yaşadığımız ve her saniye içinde katrilyonlarca fotonun nesnelere çarparak sektiği büyük ölçekli dünyamızda, bu neredeyse imkansız bir durumdur.

Kuantum bilgisayarları üzerinde çalışan fizikçilerin önündeki temel engel, bilgisayarı çevresinden yalıtılmış bir şekilde tutabilmektedir. Bugüne dek yapılabilen en büyük kuantum bilgisayarı yalnızca 10 atomdan oluşmakta ve 10 kubit üzerinden işlem gerçekleştirmektedir. Burada fizikçilerin tüm gücünü gösterdiği şey, makineyi oluşturan 10 atomun herhangi bir süre boyunca çevresinden yalıtılmış bir şekilde tutmaktır. Tek bir foton bile bilgisayardan sekerse, 10 şizofren atom anında 10 sıradan atoma dönüşür.

Kuantum bilgisayarlarının yapabildiği, yalnızca tek bir yanıtı olan paralel işlemlerle sınırlanmıştır. Bu nedenle, günümüzde kuantum bilgisayarlarının çözebildiği sınırlı sayıda problem vardır. Genelde söylenegeldiği üzere, kuantum bilgisayarları dilimlenmiş ekmekten bu yana en büyük icat değildir. Gene de, bir kuantum bilgisayarının güçlü yanlarına hitap eden bir problem bulunduğunda, bu kuantum bilgisayarı, normalde Evren’in sonuna dek sürecek bir hesaplamayı birkaç saniye içinde gerçekleştirerek, performans açısından günümüzün süper bilgisayarlarını gülünç bir duruma düşürebilir.

Kuantum bilgisayarlarını üretmek için didinen uzmanların en büyük düşmanı olan evre uyumsuzluğu, aynı zamanda bu uzmanların en büyük müttefiğidir de. Sonuçta, girişimde bulunan tüm farklı dallarıyla işlem sürdüren bir kuantum bilgisayarının süper pozisyon durumunun en sonunda bozulmasının nedeni, evre uyumsuzluğudur. Bu türden bir makinenin işimize yarayacak bir çıktı, yani tek bir duruma indirgenerek tek bir sonuç vermesi için süper pozisyon durumunun bozulması gerekir.
Kuantum dünyası paradokslarla örülüdür.

Kaynak: “Quantum Theory Cannot Hurt You”  Marcus Chown

Ali SAVUT
turkobazaar.com
Kurucu/Ortak
Twitter / Linkedin 
                                           SERMAYESİZ Ticaret İçin Tıklayın..    

                   






4 Şubat 2013 Pazartesi

Mavi Okyanus : Sürdürülebilirliği ve Yenilenmesi

Mavi Okyanus Stratejisi Sürdürülebilirliği ve Yenilenmesi

SONUÇ :
Mavi Okyanusların yaratılması durağan bir başarı değil, dinamik bir süreçtir. Bir şirket Mavi Okyanus yarattıktan ve Mavi Okyanusun güçlü performans sonuçları öğrenildikten sonra, er ya da geç ufukta taklitçiler belirecektir. Sorun, ne kadar süre içinde gelecekleri veya başka bir deyişle, Mavi Okyanusun taklit edilmesinin ne kadar kolay veya zor olduğudur.

Şirket ve ilk taklitçileri başarı gösterip Mavi Okyanusu genişlettikçe, eninde sonunda daha çok şirket bunun içine dalacaktır. Bununla bağlantılı olarak şu soru ortaya çıkar: Bir şirket başka bir Mavi Okyanus yaratmaya ne zaman başlamalıdır? Bu son bölümde, Mavi Okyanusun sürdürülebilirliği ve yenilenmesi konularını ele alacağız.

Taklidin Önündeki Engeller

Mavi Okyanus stratejisi beraberinde taklide karşı oldukça büyük engeller getirir. Bunların bazıları işletmeye yönelik (operasyonel), diğerleri ise bilişseldir.

Bir değer yenileme hamlesi, geleneksel stratejik mantığa dayalı olarak hiçbir anlam ifade etmez.

Marka imajı çatışması, şirketlerin bir Mavi Okyanus stratejisini taklit etmelerini engeller.

Bir pazarın boyutu bir başka oyuncuyu taşıyamadığı zaman, doğal tekelcilik taklidini engeller.

 Patentler ve yasal izinler taklidi engeller.

Değer yenilemeyle elde edilen büyük hacim, hızlı maliyet avantajları sağlayarak potansiyel taklitçileri uzun süre maliyet açısından dezavantajlı duruma düşürür.

Çevrimiçi (online) açık artırma pazarında eBay’in gerçekleştirdiğine çok benzer şekilde, ağ dışsallıkları da şirketlerin Mavi Okyanus stratejisini kolaylıkla ve inandırıcı şekilde taklit etmelerini engeller.

Taklit, şirketlerin mevcut işletme uygulamalarında büyük değişiklikler yapmasını gerektirdiğinden, genellikle şirket politikası bir Mavi Okyanus stratejisini taklit etme kararının yıllarca ertelenmesine neden olur.

Bir şirket değerde sıçrama sunduğu zaman, hızla piyasa çapında büyük marka heyecanı yaratır ve sadık müşteriler oluşturur. Değer yenilikçisinin kazandığı bu başarıyı, agresif bir taklitçinin büyük tanıtım bütçeleriyle bile elde etmesi zordur.

Mavi Okyanus stratejisinin hızlı bir şekilde taklit edildiğine nadiren tanık oluruz. Ayrıca, Mavi Okyanus stratejisi, değer yenilemenin gerçekleştirilmesi için sadece her stratejik öğenin doğru olarak alınmasını değil, aynı zamanda bu öğelerin bir bütünlük içinde düzenlenmesini de gerektiren sistemli bir yaklaşımdır. Böyle bir sistemin taklit edilmesi kolay değildir.

Tekrar Ne Zaman Değer Yenilemek Gerekir
                  
Ne var ki, eninde sonunda hemen hemen her Mavi Okyanus stratejisi taklit edilecektir. Taklitçiler Mavi Okyanusunuzun bir pay kapmaya çalıştıkça, zorla kazanmış olduğunuz müşteri tabanınızı savunmak için genellikle karşı ataklar geliştirirsiniz. Ancak taklitçiler çoğunlukla inat ederler. Pazar payına sıkı sıkıya sarılmaya aklınıza takmışsanız, rekabet tuzağına düşebilir ve yeni rakiplere galip gelmek için yarışırsınız. Zaman içinde stratejik düşüncenizin ve davranışınızın merkezini müşteriler yerine, rakipler işgal etmeye başlayabilir. Bu yolu izlemeye devam ederseniz, değer eğrinizin temeli şekli rakiplerin değer eğrilerine yaklaşmaya başlayacaktır.

Rekabet tuzağına düşmemek için, strateji tuvalindeki değer eğrilerini gözetmelisiniz. Değer eğrilerini gözetlemek, değer yenilemenin ne zaman yapılması ve ne zaman yapılmaması gerektiğine işaret eder. Değer eğriniz rakiplerin değer eğrilerine yaklaşmaya başlayınca, başka bir Mavi Okyanusa açılmanız için sizi uyarır. Mavi okyanusta mümkün olduğu kadar uzağa yüzerek kendinizi hareket eden bir hedef haline getirmeli, erken taklitçilerden uzaklaşmalı ve bu süreçte onları caydırmalısınız. Burada amaç, mümkün olduğunca uzun süre takipçileriniz karşısında Mavi Okyanusa egemen olmaktır.

Rekabet şiddetlendikçe ve toplam arz talepten fazla olunca, kanlı rekabet başlayacak ve okyanus kızıllaşacaktır. Rakiplerinizin değer eğrileri sizinkine yaklaşmaya başladıkça, yani bir Mavi Okyanus yaratmak için başka bir değer yenileme aramaya başlamalısınız. Böylece, değer eğrinizi strateji tuvali üstüne çizerek ve belli aralıklarla rakiplerinizin değer eğrilerini sizinkine göre yeniden düzenleyerek taklit derecesini, dolayısıyla da değer eğrisi yakınlaşma derecesini ve Mavi Okyanusunuzun ne derece kırmızıya döndüğünü görebilirsiniz.

Mavi ve kızıl okyanusların öteden beri bir arada var olmaları nedeniyle, pratik gerçeklik, şirketlerin her iki okyanusta da başarılı olmasını ve her ikisi için de stratejiler geliştirilebilmesi gerekir. Ancak şirketler zaten kızıl okyanuslarda nasıl rekabet edileceğini bildiklerinden, öğrenmeleri gereken şey rekabetin nasıl anlamsız kılınacağıdır.

Stratejiye İlişkin Yeniden Yapılandırmacı Görüş

Endüstrinin yapısının endüstri oyuncularının stratejik hareketleriyle nasıl bağlantılı olduğunu açıklayan temelde iki farklı görüş vardır; yapısalcı görüş ve yeniden yapılandırmacı görüş.

Yapısalcı görüş, endüstriyel organizasyon ekonomisine dayanır. Endüstriyel organizasyon analiz modeli, pazar yapısından davranış ve performansa doğru bir nedensel akışı ileri süren bir yapı-davranış-performans paradigması önermektedir. Arz ve talep şartlarının oluşturduğu pazar yapısı, satıcıların ve alıcıların davranışını şekillendirir. Bu da yeri gelince son performansı belirler. Sistem genelindeki değişiklikleri, temel ekonomik koşullardaki köklü değişiklikler ve büyük teknolojik buluşlar gibi pazar yapısının dışındaki faktörler teşvik eder.

Yeniden yapılandırmacı görüş, yeni büyüme teorisinin üstüne kurulan yeniden yapılandırmacı görüş, şirketin iç kaynaklı büyümesini gerçekleştirme sürecinde bilgilerin ve düşüncelerin nasıl kullanıldığını ortaya koyar. Özellikle, mevcut verilerde ve pazar öğelerinde tamamen yeni bir şekilde bilişsel yeniden yapılandırma gerçekleştirilerek, böyle bir yaratma sürecinin herhangi bir organizasyonda herhangi bir zamanda meydana gelebileceğini ileri sürer.

Bu iki görüş, yapısalcı ve yeniden yapılandırmacı görüşler, şirketlerin stratejiyi eyleme geçiriş şekilleri açısından önemli sonuçlara sahiptir. Yapısalcı görüş genellikle rekabet temelli stratejik düşünceye götürür. Pazarın yapısını olduğu gibi alarak, mevcut pazar alanında şirketlere rekabet karşısında savunmacı bir pozisyon almaları için yön verir. Strateji uygulayıcıları, pazarda ayakta kalmak için, genellikle rakiplerin neler yaptığını tespit ederek ve bunu rakiplerden daha iyi yaparak rekabette avantaj elde etmeye odaklanırlar. Burada, Pazar payının daha büyük bir kısmını ele geçirmek, bir şirketin diğer şirketin kaybı pahasına elde ettiği kazancın kayıpla dengelendiği bir oyun olarak görülür. Dolayısıyla, denklemin arz kısmı, yani rekabet, stratejinin belirleyici değişkeni olur.

Yeniden yapılandırma, bir endüstrinin sınırlarını ve yapısını yeniden şekillendirerek yeni pazar alanından oluşan bir Mavi Okyanus yaratır. Öte yandan, yeniden birleştirme, yenilikçi çözümler keşfetmek için teknolojik olanakları en üst düzeye çıkarma eğilimi gösterir.

Değer Yenilemenin Pazar Dinamikleri

Geleneksel uygulama olan teknoloji yenilemeyle taban tabana zıttır. Teknoloji yenilemede genellikle yüksek fiyatlar belirlenir, müşterinin sunulan ürüne erişilebilirliği kısıtlanır ve başlangıçta, yapılan yenilemenin parasını toplamak için fiyat belirlemenin kaymağını yeme politikası izlenir, ancak daha sonra, pazar payını elde tutmak ve tedarikçilerin cesaretini kırmak için düşük fiyatlara ve maliyetlere odaklanır.

Bilgiler ve düşünceler gibi, ölçek ekonomisi, öğrenme ve artan kazanç potansiyeliyle yüklü olan rekabetsiz ve dışlanamayan malların oluşturduğu bir dünyada, hacmin, fiyatın ve maliyetin önemi görülmemiş bir şekilde artar. Bu şartlar altında şirketler, en başından hedef alıcıları ele geçirmekte ve müşterilerin ulaşabileceği fiyatlarla köklü biçimde üstün değer sunarak pazarın çapını büyütmekte başarılı olurlar.

Mavi Okyanus stratejisi yüksek fiyatla üretimin düşürülmesine değil, bunun yerine herkesin ulaşabileceği bir fiyatla alıcı değerini yükseltmek yoluyla daha fazla yeni talep yaratılmasına odaklanır. Bu da, daha başlangıçta maliyetleri düşük tutmaya teşvik eder. Böylece, alıcılar kazanır ve toplum artış gösteren verimlilikten faydalanır. Bu, herkes için faydalı bir senaryo oluşturur. Sonuç olarak, alıcılar için, şirket için ve toplumun büyük bir kısmı için büyük bir değer sıçraması elde edilmiş olur.

Yazarlar : W.Chan Kim INSEAD’ da Boston Consulting Group D.Henderson Kürsüsünde Strateji ve Uluslararası Yönetim Profesörü.
Renee Mauborgne  INSEAD’ ın Kıdemli Öğretim Üyesi ve Strateji ve Yönetim Profesörü.

Dünyada en çok satanlar listesine girmiş, strateji hakkındaki geleneksel düşünce şeklini altüst eden bu çığır açıcı kitabın geleceği kazanmak, yeni ve cesur bir yol’ un  haritasını daha iyi anlamak için başlatmış olduğumuz “Mavi Okyanus Stratejisi” yazı dizimize bu haftaki yazımızla son veriyoruz.

Her hafta yeni bir bölümünü yayınladığımız “Mavi Okyanus Stratejisi” yazı dizimizin faydalı olduğunu umarak, başarılar getirmesini diliyorum.

Ali SAVUT
turkobazaar.com
Kurucu/Ortak
Twitter / Linkedin 
                                                SERMAYESİZ Ticaret İçin Tıklayın..    

                   






26 Ocak 2013 Cumartesi

Mavi Okyanus: Stratejiyi Uygulamaya Dönüştürün


Stratejiyi Uygulamaya Dönüştürün
Bir şirket ne sadece üst düzey yöneticilerden, ne de sadece orta düzey yöneticilerden oluşur. Şirket tepeden ön saflara kadar herkesi kapsar. Ve ancak bir şirketin tüm üyeleri, ister iyi ister kötü stratejinin etrafında çizgi oluşturup onu desteklediğinde, şirket büyük ve tutarlı bir uygulamacı olarak diğerlerinden ayrılır.
Strateji uygulamasında organizasyonel engellerin üstesinden gelmek, sonuca götüren önemli bir adımdır ve en iyi stratejiyi bile durdurabilen engelleri ortadan kaldırır.
Fakat sonuçta, bir şirketin eylemin en esaslı temelini uyandırması gereklidir: Bir organizasyondaki insanların derinlerde yatan tutumları ve davranışları. Kararlaştırılan stratejiyi uygulamak için, insanları sözde değil ruhen motive edecek güven ve bağlılık kültürünü yaratmalısınız.  İnsanların akılları ve kalpleri, birey düzeyinde kendi özgür istekleriymiş gibi yeni stratejiyi kucaklayacak ve zordaki uygulamanın ötesine geçip gönüllü iş birliğine gidecek şekilde yeni stratejinin yanında olmalıdır.
Mavi Okyanus stratejisi düşünüldüğünde, bu çetin görev daha da belirginleşmektedir. İnsanların kendi konforlu köşelerinden dışarı çıkıp geçmişteki çalışma şekillerini değiştirmeleri gerektikçe ürküntü artar. İnsanlar şunları merak ederler: Bu değişimin gerçek nedenleri nelerdir? Stratejik yolu değiştirerek gelecekte büyüme elde etmekten bahsederken üst düzey yöneticiler dürüst müdür? Yoksa bizi işimizden mi çıkarmaya çalışmaktadırlar.
                             
Adil sürecin başarılı Mavi Okyanus stratejisini başarısız olanlardan ayıran önemli bir değişken olduğunu göstermektedir. Adil sürecin varlığı veya yokluğu bir şirketin en iyi uygulama çabalarını başarıya veya başarısızlığa ulaştırabilir.

 Adil Sürecin Gücü
 Adil Sürecin İnsanların Tutumlarını ve Davranışlarını Etkileyiş Biçimi



Adil Süreç nedir? Ve şirketlerin stratejiyi uygulamaya dönüştürmesine nasıl olanak sağlamaktadır? Adil olma veya adalet kavramı çağlar boyu yazarların ve filozofların yoğun ilgisini çekmiştir. Ancak adil sürecin dolaysız teorik kaynağı iki sosyal bilimciye dayanır: John W. Thibaut ve Laurens Walker. 1970’lerin ortalarında bu iki bilim adamı adalet fizyolojisine duydukları ilgiyi, süreç çalışmaları ile birleştirerek işlemsel adalet kavramını yarattılar.  Dikkatlerini yasal ortamlara odaklayarak, insanların zor kullanılmadan yasalara uyum gösterecek şekilde bir yasal sisteme güven duymalarını neyin sağladığını anlamaya çalıştılar. Bu bilimcilerin yaptıkları araştırmalar, insanların, sonucunun kendisi kadar sonucu ortaya çıkaran sürecin adaletine de önem verdiklerini ortaya koydu. İnsanların sonuçtan memnuniyet duymaları ve sonuç almak için gösterdikleri adanmışlık, prosedürel adalet uygulandığında ortaya çıkmaktaydı.

Adil süreç, bizim prosedürel adalet teorisini yönetimsel açıdan ifade etme şeklimizdir. Adalet ortamlarında olduğu gibi, adil süreç de ilk başta insanların katılımını sağlayarak stratejiyi uygulamaya dönüştürür. Adil süreç strateji oluşturma sürecinde uygulandığında, insanlar herkesin başarı şansının eşit olduğu bir rekabet ortamının var olduğuna inanırlar. Bu, ortaya çıkan stratejik kararları uygulamaya gönüllü olarak katılmaları için onlara esin kaynağı olur.

Adil Sürecin KAB Prensibi

Karşılıklı şekilde birbirini pekiştirerek adil süreci tanımlayan üç öğe vardır.

Katılım: Bireylerden girdi sağlamaları istenerek ve onlara bir başkasının düşüncelerini ya da varsayımlarını çürütme olanağı vererek, kendilerini etkileyen stratejik kararlara katılmalarını sağlamak anlamına gelir. Katılım, yönetimin bireylere ve düşüncelerine duyduğu saygıyı iletir. Düşüncelerin aksini ispatlamayı özendirmek, herkesin daha yoğun düşünmesini sağlayarak daha iyi kolektif bilgi oluşturur. Katılım, yönetimin daha iyi stratejik kararlar almasıyla ve bu kararları uygulamada tümü katılımcıların daha fazla adanmışlık göstermeleriyle sonuçlanır.

Açıklama: Katılan ve etkilenen herkesin son stratejik kararların niye o şekilde alındığını anlamaları gerektiği anlamını taşır. Kararların temelini oluşturan düşüncenin açıklanması, yöneticilerin, insanların onların düşüncelerini dikkate aldıklarına ve şirketin genel çıkarları doğrultusunda karar verdiklerine inanmalarını sağlar. Açıklama yapılması, çalışanların kendi düşünceleri reddedilmiş olsa bile yöneticilerin niyetlerine güven duymalarını sağlar Aynı zamanda, öğrenmeyi destekleyen güçlü bir geribildirim halkası olarak da işlev görür.

Beklenti niteliği: Bir strateji tespit edildikten sonra yöneticilerin oyunun yeni kurallarını açıkça bildirmelerini gerektirir. Beklentiler iddialı olabilmesine rağmen, çalışanlar, hangi standartlara göre değerlendirileceklerini ve hataları için nasıl cezalandırılacaklarını daha ilk başta bilmelidirler. Yeni stratejinin amaçları nelerdir? Yeni hedefler ve kilometre taşları nelerdir? Kim neyden sorumludur? Adil süreci gerçekleştirmek için, yeni amaçların, beklentilerin ve sorumlulukların net bir şekilde anlaşılması bunların neler olduğundan daha büyük önem taşır. İnsanlar kendilerinden neyin beklendiğini net bir şekilde anladıklarında, politik manevralar ve kayırmacılık en alt seviyeye iner ve insanlar stratejiyi uygulamaya çabucak odaklanabilirler.

Adil Süreç Niçin Önemlidir?

İnsanların tutumlarını ve davranışlarını şekillendirmede adil süreç neden önemlidir? Özellikle strateji oluşturmada adil sürece uyulup uyulmaması neden stratejinin uygulanmasını sağlama veya engelleme gücüne sahiptir? Her şey eninde sonunda entelektüel ve duygusal tanımaya gelip dayanır.

Duygusal açıdan bireyler, sahip oldukları değerin “Emek”, “Personel” veya “İnsan kaynağı” olarak değil. Hiyerarşik düzeyi ne olursa olsun tam saygı ve itibar gören ve bireysel niteliklerinden dolayı takdir edilen insan değeri olarak tanınmasını isterler. Entelektüel açıdan bireyler, düşüncelerinin başkaları tarafından arandığını ve dikkate alındığını, başkalarının onları kendi düşüncelerini aktaracak zeki kabul ettiklerini bilmek isterler. Yaptığımız görüşmelerde sıklıkla ifade edilen “bunlar bildiğim herkes için geçerli” ya da “her kes…. hissetmek ister” şeklindeki sözler ve sürekli olarak “kişiler”, “insanlar” kelimelerine gönderme yapılıyor olması, adil sürecin taşıdığı entelektüel ve duygusal tanınmanın neredeyse evrensel değerini yöneticilerin görmeleri gerektiği tezini pekiştirmektedir.

Entelektüel ve Duygusal Tanıma Teorisi

Strateji oluşturmada adil sürecin kullanılması, hem entelektüel hem de duygusal tanımayla yakından bağlantılıdır. Bu tanıma, hem bireye güvenmek ve destek vermek için büyük isteklilik olduğunun hem de bireyin bilgisine yeteneklerine ve uzmanlığına derin bir güven duyulduğunu eylem aracılığıyla kanıtlar.

Bireyler sahip oldukları entelektüel değerin tanındığını hissettiklerinde, bilgilerini paylaşmaya istekli olurlar; aslında, etkileyici olmak ve entelektüel değerlerinden beklentileri teyit etmek için kendilerini ilham almış hissederek düşüncelerini ve bilgilerini aktif şekilde paylaşırlar. Aynı şekilde bireyler, duygusal tanıma gördüklerinde, stratejiye duygusal olarak bağlanırlar ve her şeylerini verme isteği duyarlar.

Bireylere bilgilerine değer veriliyormuş gibi davranılmazsa, entelektüel kırgınlığa kapılarak düşüncelerini ve uzmanlıklarını paylaşmayacaklardır; daha ziyade, en iyi düşüncelerini ve yaratıcı fikirlerini aktarmayıp yeni sevgilerin gün ışığına çıkmasını önleyeceklerdir. Dahası, başkalarının entelektüel değerlerini kabul etmeyeceklerdir. Sanki, “Benim düşüncelerime değer vermediğin için ben de senin düşüncelerine değer veriyorum, vardığın stratejik kararlara da güvenmiyorum ve onları umursamıyorum” der gibidirler.


Benzer şekilde, insanlar, duygusal değerlerinin tanınmaması ölçüsünde, kendilerini kızgın hissedecekler, enerjilerini eylemlerine aktarmayacaklardır. Stratejiyi oluşturma sürecinde güven eksikse, insanlar ortaya çıkan stratejilere de güven duymazlar. Adil sürecin teşvik edebileceği duygusal güç böyledir.

Strateji oluşturmada Adil Sürecin Varlığının ve Yokluğunun Uygulama Açısından Sonuçları

Adil Süreç ve Mavi Okyanus Stratejisi

Adanmışlık, güven ve gönüllü işbirliği sadece birer tutum ya da davranış değildir. Bunlar somut olmayan sermayelerdir. İnsanlar güvene sahip olduklarında, birbirlerinin niyetlerine ve hareketlerine daha çok güven duyarlar. Adanmışlık duyduklarında, şirketin çıkarı için kendi çıkarlarını bile feda ederler.

Mavi Okyanus stratejisi yaratmış olan ve başarılı şekilde uygulayan bir şirketin yöneticilerine sorduğunuzda, bu soyut sermayenin başarılarında ne kadar önem taşıdığını hemen söyleyeceklerdir. Aynı şekilde, Mavi Okyanus stratejisi uygulamada başarısız olan şirketlerin yöneticileri, bu sermaye eksikliğinin başarısızlıklarında pay sahibi olduğuna dikkat çekeceklerdir. Bu şirketler, insanların güven ve adanmışlık duygularını kazanamadıkları için stratejik değişimleri uygulayamamışlardır. Adanmışlık, güven ve gönüllü işbirliği şirketlerin uygulamalarında hız, kalite ve tutarlılık açısından önde olmalarını ve düşük maliyetle stratejik değişimler uygulamalarını sağlar.

Adil süreçle birlikte, insanlar, strateji uygun olmasa veya kendi birimleri açısından stratejik olarak doğru olmaktan uzak olsa bile, ortaya çıkan stratejiyi desteklemek için kendilerini adama eğilimi gösterirler. İnsanlar, güçlü bir şirket kurmak için uzlaşmanın ve özverinin gerekli olduğunun farkına varırlar. Şirketin uzun dönemli çıkarları için, kısa dönemde kişisel özveride bulunmak gerektiğini kabul eder. Ne var ki, bu kabullenme adil sürecin var olması koşuluna bağlıdır. Şirketin Mavi Okyanus stratejisi hangi bağlamda uygulanıyor olursa olsun, ister dış kaynaklardan komponent sağlamak için ortak girişim kurmak, ister satış gücünü yeniden yönlendirmek, ister imalat sürecini dönüştürmek, isterse şirketin çağrı merkezini Amerika’ dan Hindistan’ a taşımak şeklinde olsun, bu dinamiğin işlerlikte olduğu her zaman gözlemlenebilir.

Yazarlar : W.Chan Kim INSEAD’ da Boston Consulting Group D.Henderson Kürsüsünde Strateji ve Uluslararası Yönetim Profesörü.
Renee Mauborgne  INSEAD’ ın Kıdemlii Öğretim Üyesi ve Strateji ve Yönetim Profesörü.

Dünyada en çok satanlar listesine girmiş, srateji hakkındaki geleneksel düşünce şeklini altüst eden bu çığır açıcı kitabın geleceği kazanmak, yeni ve cesur bir yol’ un  haritasını daha iyi anlamak için başlatmış olduğumuz “Mavi Okyanus Stratejisi” yazı dizisinde gelecek haftaki son konumuzla veda edeceğiz.

Mavi Okyanus Stratejisinin Sürdürülebilirliği ve Yenilenmesi”  konusuyla yazı dizimize son vereceğiz.


Ali SAVUT
Kurucu/Ortak
Twitter / Linkedin 
                                                SERMAYESİZ Ticaret İçin Tıklayın..