Neden? E-Ticaret Eğitim Sunumu

13 Şubat 2013 Çarşamba

Kuantum Bilgisayarlarına Hazır Mıyız?


Kuantum Bilgisayarlarına Hazır mıyız?

Abaküsle dünyanın en hızlı süper-bilgisayarı
arasındaki farkı düşündüğünüz takdirde bile,
bir kuantum bilgisayarının günümüzün
bilgisayarlarından ne kadar daha güçlü
olduğunu anlamanın yakınından geçemezsiniz.
Julian Brown

Şizofren Atom, bir Atom nasıl aynı anda birden çok yerde olabilir ve birden çok şey yapabilir.

Yıl 2041. Küçük bir çocuk, odasındaki bilgisayarın başına oturuyor. Bu sıradan bir bilgisayar değil. Bu bir kuantum bilgisayarı. Çocuk bilgisayara bir komut veriyor… Aynı anda bilgisayar kendi binlerce kopyasına bölünüyor ve her biri problemin farklı bir dalı üzerinde çalışmaya koyuluyor. Yalnızca birkaç saniye sonra, dallar yeniden bir araya geliyor ve bilgisayarın gösterge panelinde tek bir cevap yanıp sönüyor. Dünyadaki bütün bilgisayarlar bir arada çalıştırılsa dahi bu cevabı bulmaları trilyonlarca yıl alırdı. Sonuçtan memnun olan çocuk bilgisayarı kapatıyor ve oyuna geri dönüyor. Bu akşam için ev ödevi bitmiş durumda.

Çocuğun bilgisayarının yapabildiğini aslında hiçbir bilgisayar yapamaz, değil mi? Bir bilgisayarın bunu yapabileceği gerçeği bir kenara, bu bilgisayarların taslak halindeki ilk versiyonları günümüzde bile mevcuttur. Üzerinde ciddi tartışmaların döndüğü asıl nokta ise, bu türden bir kuantum bilgisayarının yalnızca çok fazla sayıdaki bilgisayarların toplamı gibi mi çalışacağı, yoksa, bazılarının inandığı gibi, kendi kendisinin paralel gerçeklikler veya evrenlerde var olan birçok farklı kopyasının bilgi işlem gücünden mi yararlanacağı sorusudur.

Kuantum bilgisayarlarının temel özelliği olan aynı anda birçok işlemi birden yapabilme yetisi, dalgaların (dolayısıyla da, dalgalar gibi davranan atom ve fotonların da) yapabildiği iki şeyden kaynaklanmaktadır. Bunlardan ilki, okyanus dalgalarında görülebilir.

Okyanusta hem büyük dalgalar hem de küçük dalgacıklar oluşur. Ancak rüzgarlı bir günde dalgalı bir denizi seyrederken herkesin bilebileceği gibi, büyük dalgaların üzerinde küçük dalgacıklar da görebilirsiniz. Bu tüm dalgaların genel bir özelliğidir. Eğer iki farklı dalga var olabiliyorsa, aynı şekilde, dalgaların bir kombinasyonu, yani süper pozisyonu da var olabilir. Süper pozisyon gerçeği, gündelik dünyada önemsiz bir şey gibi görünebilir. Ancak atomlar ve bileşenlerinin dünyasında, bu durumun etkileri sarsıcı düzeydedir.

Burada şaşırtıcı bir durum yok. Fakat, şunu unutmamak gerekiyor ki, aynı anda iki dalganın birden var olmasına imkan tanındığında, bu dalgaların bir süper pozisyonunun var olmasına da imkan tanınmış olur. Deniz dalgaları için konuşacak olursak, bu türden bir kombinasyon kimse için inanılmaz bir durum değildir. Ancak atomların dünyasında söz konusu kombinasyon olağanüstü sayılabilecek bir duruma tekabül eder; aynı anda hem camdan geçen hem de geri yansıyan bir fotonun varlığına. Diğer bir deyişle, foton aynı anda camın iki tarafında birden bulunabilmektedir.

Tahayyül sınırlarımızı zorlayan bu özellik, iki kaçınılmaz gerçekten kaynaklanıyor: fotonların dalgalar tarafından tanımladığı ve dalgaların süper pozisyon hallerinin olası olduğu gerçeklerine.

Bu uçuk bir teori değil. Yapılan deneylerde, aynı anda iki yerde birden bulunan bir foton ya da atomu gözlemlemek gerçekten de mümkündür (daha doğru bir ifadeyle ortaya koyacak olursak, aynı anda iki yerde birden bulunan bir foton ya da atomun neden olduğu sonuçları gözlemlemek mümkündür. Bu durumun gündelik hayatımızdaki karşılığı, aynı anda hem İstanbul hem de Londra’ da bulunabilmemizdir. Dahası, üst üste binecek dalgaların sayısının bir sınırı olmadığından, bir foton ya da atom aynı anda üç, an ya da bir milyon yerde olabilir.

Atomlar ve türevleri yalnızca aynı anda birçok yerde bulunabilmekle kalmaz, aynı anda birçok işi de gerçekleştirebilirler. Bunun gündelik yaşantımızdaki karşılığı ise, aynı anda ev temizliği yapmanız, köpeği dolaştırmanız ve haftalık süpermarket alışverişinizi halletmenizdir. Kuantum bilgisayarlarının muazzam gücünün ardındaki giz budur. Atomların aynı anda birçok işi yapabilme yetisini kullanan kuantum bilgisayarları, aynı anda çok sayıda hesaplamayı yapabilmektedir.

Aynı Anda Birçok Şey Yapmak

Günümüz bilgisayarının temel yapı taşı transistörlerdir. Transistörler iki farklı gerilim seviyesinde bulunabilir; bunlardan biri ikili basamaklardan (bitlerden) “0” ı, diğeri ise “1” i temsil eder. Sıfır ve birlerin oluşturduğu bir sıra, çok büyük bir sayıyı temsil edebilir ve bilgisayar içinde bu sayı, bir başka büyük sayıyla toplanabilir, çıkartılabilir, çarpılabilir ve bölünebilir. Öte yandan, bir kuantum bilgisayarının temel yapı taşları süper pozisyon konumunda da bulunabilir. Diğer bir deyişle, aynı anda hem “0”ı hem de”1”i temsil edebilirler. Fizikçiler, kuantum bitlerini normal bitlerden ayırt edebilmek için, şizofren kuantum bitleri (ya da “kubit”) terimini kullanmaktadır.

Tek bir kubit üzerinde aynı anda iki farklı işlem, iki kubitle dört farklı işlem, üç kubitle sekiz farklı işlem yapabilirsiniz ve kubit sayısı arttıkça, aynı anda gerçekleştirebileceğiniz işlem sayısı da 2’nin kuvvetleri olarak artar. Bu sizi etkilemediyse, 10 kubitle aynı anda 1024 işlem ve yalnızca 100 kubitle milyarlarca işlem yapabilirsiniz. Kuantum bilgisayarlarının günümüz bilgisayarlarını bazı hesaplamalarda performans açısından silip geçeceği anlaşılmıştır. Geleneksel bilgisayarlar performans açısından kuantum bilgisayarlarının yanında geri zekalı gibi görünmektedir.

Kilit Nokta, Girişim 

Bir kuantum bilgisayarının çalışması için, dalga süper pozisyonları tek başlarına yeterli değildir. Dalga süper pozisyonlarının ihtiyaç duyduğu bir başka şey girişimdir. Kuantum bilgisayarlarının aynı anda birçok işlemi birden yapılabilmesinin nedeni, farklı durumların süper pozisyonu olarak var olabilmeleridir.  Örneğin, 10 elementli (yani 10 kubitlik) bir kuantum bilgisayarı aynı anda 1024 farklı durumda bulunabilir ve dolayısıyla, aynı anda 1024 işlem gerçekleştirebilir. Diğer bir taraftan, yeniden bir araya gelmedikleri sürece, bir işlemin farklı noktalara açılmış dallarının hiçbir değeri yoktur. Bunu gerçekleştiren ise, girişimdir. Girişim sayesinde, süper pozisyonun 1024 farklı durumu birbirleriyle etkileşime girebilir ve birbirlerini etkileyebilir. Gene girişim sayesinde, kuantum bilgisayarının elde ettiği tek bir cevap, 1024 paralel işlemin tümünde ne olup bittiğini yansıtır ve bir araya getirir.
1024 ayrı parçaya ayrılmış ve her bir parçanın üzerinde tek bir kişinin çalıştığı bir problem düşünün. Problemin çözüme ulaştırılması için, söz konusu 1024 kişi birbirleriyle sürekli iletişim halinde olmalı ve elde ettikleri sonuçları değiş-tokuş etmelidir. Girişimin kuantum bilgisayarlarında mümkün kıldığı şey işte budur.
                              
Çoklu Evren

Kuantum bilgisayarlarının aynı anda muazzam sayıda işlem yapabilmeye yönelik olağanüstü gücü bizim için bilmece durumundadır. Bununla birlikte, günümüzün kuantum bilgisayarları henüz ilkel bir düzeyde ve yalnızca bir avuç kubit üzerinden işlem yapabiliyor olsa da, aynı anda milyarlarca, trilyonlarca ya da katrilyonlarca işlem yapabilecek bir kuantum bilgisayarlarını hayal etmeniz imkansız değildir. Önümüzdeki 30 ya da 40 yıl içerisinde, aynı anda Evren’de var olan parçacıklardan dada fazla işlem yapabilecek bir kuantum bilgisayarları inşa edilebilir. Bu varsayım durumu önümüze zor bir soru koyuyor. Bu bilgisayar işlemlerini tam olarak nerede gerçekleştirecektir? Sonuçta, bu türden bir bilgisayar aynı anda Evren’de var olan parçacıklardan daha fazla işlem yapabiliyorsa, o zaman Evren’in işlem kaynaklarının bu makinenin gerçekleştirebileceği işlemler açsından yetersiz kalacağı öne sürülebilir.

Çözülmesi imkansız gibi görünen bu durumdan çıkmamızı sağlayabilecek olağanüstü bir olasılık, kuantum bilgisayarlarının işlemlerini paralel gerçekliklerde ya da evrenlerde gerçekleştiriyor oluşudur. Bu fikir, 1957 yılında Princeton’da yüksek lisans öğrencisi olan Hugh Everett’ e dayanmaktadır. Everett “Çoklu Dünyalar” fikrini, kuantum bilgisayarlarının ortaya çıkışından çok uzun zaman önce öne sürmüş olsa bile, gene de konu üzerinde faydalı bir açılımı olabilir. Çoklu Dünyalar fikrine göre, kuantum bilgisayarlarına bir problem verildiğinde, bilgisayar kendi kopyalarına ayrılmakta ve her bir kopya farklı bir gerçeklikte var olmaktadır.

Tüm bu bilmecelere rağmen, Everett tarafından öne sürülmesinin üzerinden geçen yarım yüzyılın ardından, Çoklu Dünyalar fikri yeniden popülerlik kazanmıştır. Her gün sayıları artmakta olan ve aralarında Oxford Üniversitesi’ n den David Deutsch gibi önemli isimlerin de bulunduğu birçok fizikçi, bu fikri ciddiye alıyor. Deutsch “Gerçekliğin Dokusu” isimli kitabında, “Paralel evrenlere yönelik kuantum teorisi, birtakım teorik muammalardan doğan baş belası bir yorum değildir.” demektedir. Çoklu Dünyalar fikrine inanmasınız bile, fikir gizemli kuantum dünyasında neler olup bittiği anlayabilmemiz için basit ve kolaylıkla algılanabilen bir yol sunmaktadır.

Neden Yalnızca Küçük Şeyler Kuantumdur

Kuantum bilgisayarları, inşası aşırı derecede zor olan makinelerdir. Bunun nedeni, bir kuantum süper pozisyonunun farklı durumlarının birbirleriyle girişimde bulunma yetisinin çevresi tarafından yok edilmesi, ya da ciddi bir şekilde indirgenmesidir. Bu yıkım çift yarık deneyinde canlı bir şekilde görülebilir. Kuantum davranışı aslında yaratılmış şeylerin bir özelliğidir. Bu davranışı gündelik hayat yerine mikroskobik dünyada görmemizin nedeni, küçük bir şeyi kendisini çevreleyen unsurlardan yalıtmanın, büyük bir şeye nazaran çok daha kolay olmasıdır.

Bu nedenle, kuantum şizofrenisinin ihtiyaç duyduğu şey yalıtımdır. Atom gibi mikroskobik bir parçacık dış dünyadan yaratılmış bir şekilde kaldığı sürece, aynı anda birçok şey yapabilir. Bu durum, kuantum şizofrenisinin gündelik bir olay olduğunu mikroskobik dünyada zor bir şey değildir. Diğer bir taraftan, içinde yaşadığımız ve her saniye içinde katrilyonlarca fotonun nesnelere çarparak sektiği büyük ölçekli dünyamızda, bu neredeyse imkansız bir durumdur.

Kuantum bilgisayarları üzerinde çalışan fizikçilerin önündeki temel engel, bilgisayarı çevresinden yalıtılmış bir şekilde tutabilmektedir. Bugüne dek yapılabilen en büyük kuantum bilgisayarı yalnızca 10 atomdan oluşmakta ve 10 kubit üzerinden işlem gerçekleştirmektedir. Burada fizikçilerin tüm gücünü gösterdiği şey, makineyi oluşturan 10 atomun herhangi bir süre boyunca çevresinden yalıtılmış bir şekilde tutmaktır. Tek bir foton bile bilgisayardan sekerse, 10 şizofren atom anında 10 sıradan atoma dönüşür.

Kuantum bilgisayarlarının yapabildiği, yalnızca tek bir yanıtı olan paralel işlemlerle sınırlanmıştır. Bu nedenle, günümüzde kuantum bilgisayarlarının çözebildiği sınırlı sayıda problem vardır. Genelde söylenegeldiği üzere, kuantum bilgisayarları dilimlenmiş ekmekten bu yana en büyük icat değildir. Gene de, bir kuantum bilgisayarının güçlü yanlarına hitap eden bir problem bulunduğunda, bu kuantum bilgisayarı, normalde Evren’in sonuna dek sürecek bir hesaplamayı birkaç saniye içinde gerçekleştirerek, performans açısından günümüzün süper bilgisayarlarını gülünç bir duruma düşürebilir.

Kuantum bilgisayarlarını üretmek için didinen uzmanların en büyük düşmanı olan evre uyumsuzluğu, aynı zamanda bu uzmanların en büyük müttefiğidir de. Sonuçta, girişimde bulunan tüm farklı dallarıyla işlem sürdüren bir kuantum bilgisayarının süper pozisyon durumunun en sonunda bozulmasının nedeni, evre uyumsuzluğudur. Bu türden bir makinenin işimize yarayacak bir çıktı, yani tek bir duruma indirgenerek tek bir sonuç vermesi için süper pozisyon durumunun bozulması gerekir.
Kuantum dünyası paradokslarla örülüdür.

Kaynak: “Quantum Theory Cannot Hurt You”  Marcus Chown

Ali SAVUT
turkobazaar.com
Kurucu/Ortak
Twitter / Linkedin 
                                           SERMAYESİZ Ticaret İçin Tıklayın..    

                   






4 Şubat 2013 Pazartesi

Mavi Okyanus : Sürdürülebilirliği ve Yenilenmesi

Mavi Okyanus Stratejisi Sürdürülebilirliği ve Yenilenmesi

SONUÇ :
Mavi Okyanusların yaratılması durağan bir başarı değil, dinamik bir süreçtir. Bir şirket Mavi Okyanus yarattıktan ve Mavi Okyanusun güçlü performans sonuçları öğrenildikten sonra, er ya da geç ufukta taklitçiler belirecektir. Sorun, ne kadar süre içinde gelecekleri veya başka bir deyişle, Mavi Okyanusun taklit edilmesinin ne kadar kolay veya zor olduğudur.

Şirket ve ilk taklitçileri başarı gösterip Mavi Okyanusu genişlettikçe, eninde sonunda daha çok şirket bunun içine dalacaktır. Bununla bağlantılı olarak şu soru ortaya çıkar: Bir şirket başka bir Mavi Okyanus yaratmaya ne zaman başlamalıdır? Bu son bölümde, Mavi Okyanusun sürdürülebilirliği ve yenilenmesi konularını ele alacağız.

Taklidin Önündeki Engeller

Mavi Okyanus stratejisi beraberinde taklide karşı oldukça büyük engeller getirir. Bunların bazıları işletmeye yönelik (operasyonel), diğerleri ise bilişseldir.

Bir değer yenileme hamlesi, geleneksel stratejik mantığa dayalı olarak hiçbir anlam ifade etmez.

Marka imajı çatışması, şirketlerin bir Mavi Okyanus stratejisini taklit etmelerini engeller.

Bir pazarın boyutu bir başka oyuncuyu taşıyamadığı zaman, doğal tekelcilik taklidini engeller.

 Patentler ve yasal izinler taklidi engeller.

Değer yenilemeyle elde edilen büyük hacim, hızlı maliyet avantajları sağlayarak potansiyel taklitçileri uzun süre maliyet açısından dezavantajlı duruma düşürür.

Çevrimiçi (online) açık artırma pazarında eBay’in gerçekleştirdiğine çok benzer şekilde, ağ dışsallıkları da şirketlerin Mavi Okyanus stratejisini kolaylıkla ve inandırıcı şekilde taklit etmelerini engeller.

Taklit, şirketlerin mevcut işletme uygulamalarında büyük değişiklikler yapmasını gerektirdiğinden, genellikle şirket politikası bir Mavi Okyanus stratejisini taklit etme kararının yıllarca ertelenmesine neden olur.

Bir şirket değerde sıçrama sunduğu zaman, hızla piyasa çapında büyük marka heyecanı yaratır ve sadık müşteriler oluşturur. Değer yenilikçisinin kazandığı bu başarıyı, agresif bir taklitçinin büyük tanıtım bütçeleriyle bile elde etmesi zordur.

Mavi Okyanus stratejisinin hızlı bir şekilde taklit edildiğine nadiren tanık oluruz. Ayrıca, Mavi Okyanus stratejisi, değer yenilemenin gerçekleştirilmesi için sadece her stratejik öğenin doğru olarak alınmasını değil, aynı zamanda bu öğelerin bir bütünlük içinde düzenlenmesini de gerektiren sistemli bir yaklaşımdır. Böyle bir sistemin taklit edilmesi kolay değildir.

Tekrar Ne Zaman Değer Yenilemek Gerekir
                  
Ne var ki, eninde sonunda hemen hemen her Mavi Okyanus stratejisi taklit edilecektir. Taklitçiler Mavi Okyanusunuzun bir pay kapmaya çalıştıkça, zorla kazanmış olduğunuz müşteri tabanınızı savunmak için genellikle karşı ataklar geliştirirsiniz. Ancak taklitçiler çoğunlukla inat ederler. Pazar payına sıkı sıkıya sarılmaya aklınıza takmışsanız, rekabet tuzağına düşebilir ve yeni rakiplere galip gelmek için yarışırsınız. Zaman içinde stratejik düşüncenizin ve davranışınızın merkezini müşteriler yerine, rakipler işgal etmeye başlayabilir. Bu yolu izlemeye devam ederseniz, değer eğrinizin temeli şekli rakiplerin değer eğrilerine yaklaşmaya başlayacaktır.

Rekabet tuzağına düşmemek için, strateji tuvalindeki değer eğrilerini gözetmelisiniz. Değer eğrilerini gözetlemek, değer yenilemenin ne zaman yapılması ve ne zaman yapılmaması gerektiğine işaret eder. Değer eğriniz rakiplerin değer eğrilerine yaklaşmaya başlayınca, başka bir Mavi Okyanusa açılmanız için sizi uyarır. Mavi okyanusta mümkün olduğu kadar uzağa yüzerek kendinizi hareket eden bir hedef haline getirmeli, erken taklitçilerden uzaklaşmalı ve bu süreçte onları caydırmalısınız. Burada amaç, mümkün olduğunca uzun süre takipçileriniz karşısında Mavi Okyanusa egemen olmaktır.

Rekabet şiddetlendikçe ve toplam arz talepten fazla olunca, kanlı rekabet başlayacak ve okyanus kızıllaşacaktır. Rakiplerinizin değer eğrileri sizinkine yaklaşmaya başladıkça, yani bir Mavi Okyanus yaratmak için başka bir değer yenileme aramaya başlamalısınız. Böylece, değer eğrinizi strateji tuvali üstüne çizerek ve belli aralıklarla rakiplerinizin değer eğrilerini sizinkine göre yeniden düzenleyerek taklit derecesini, dolayısıyla da değer eğrisi yakınlaşma derecesini ve Mavi Okyanusunuzun ne derece kırmızıya döndüğünü görebilirsiniz.

Mavi ve kızıl okyanusların öteden beri bir arada var olmaları nedeniyle, pratik gerçeklik, şirketlerin her iki okyanusta da başarılı olmasını ve her ikisi için de stratejiler geliştirilebilmesi gerekir. Ancak şirketler zaten kızıl okyanuslarda nasıl rekabet edileceğini bildiklerinden, öğrenmeleri gereken şey rekabetin nasıl anlamsız kılınacağıdır.

Stratejiye İlişkin Yeniden Yapılandırmacı Görüş

Endüstrinin yapısının endüstri oyuncularının stratejik hareketleriyle nasıl bağlantılı olduğunu açıklayan temelde iki farklı görüş vardır; yapısalcı görüş ve yeniden yapılandırmacı görüş.

Yapısalcı görüş, endüstriyel organizasyon ekonomisine dayanır. Endüstriyel organizasyon analiz modeli, pazar yapısından davranış ve performansa doğru bir nedensel akışı ileri süren bir yapı-davranış-performans paradigması önermektedir. Arz ve talep şartlarının oluşturduğu pazar yapısı, satıcıların ve alıcıların davranışını şekillendirir. Bu da yeri gelince son performansı belirler. Sistem genelindeki değişiklikleri, temel ekonomik koşullardaki köklü değişiklikler ve büyük teknolojik buluşlar gibi pazar yapısının dışındaki faktörler teşvik eder.

Yeniden yapılandırmacı görüş, yeni büyüme teorisinin üstüne kurulan yeniden yapılandırmacı görüş, şirketin iç kaynaklı büyümesini gerçekleştirme sürecinde bilgilerin ve düşüncelerin nasıl kullanıldığını ortaya koyar. Özellikle, mevcut verilerde ve pazar öğelerinde tamamen yeni bir şekilde bilişsel yeniden yapılandırma gerçekleştirilerek, böyle bir yaratma sürecinin herhangi bir organizasyonda herhangi bir zamanda meydana gelebileceğini ileri sürer.

Bu iki görüş, yapısalcı ve yeniden yapılandırmacı görüşler, şirketlerin stratejiyi eyleme geçiriş şekilleri açısından önemli sonuçlara sahiptir. Yapısalcı görüş genellikle rekabet temelli stratejik düşünceye götürür. Pazarın yapısını olduğu gibi alarak, mevcut pazar alanında şirketlere rekabet karşısında savunmacı bir pozisyon almaları için yön verir. Strateji uygulayıcıları, pazarda ayakta kalmak için, genellikle rakiplerin neler yaptığını tespit ederek ve bunu rakiplerden daha iyi yaparak rekabette avantaj elde etmeye odaklanırlar. Burada, Pazar payının daha büyük bir kısmını ele geçirmek, bir şirketin diğer şirketin kaybı pahasına elde ettiği kazancın kayıpla dengelendiği bir oyun olarak görülür. Dolayısıyla, denklemin arz kısmı, yani rekabet, stratejinin belirleyici değişkeni olur.

Yeniden yapılandırma, bir endüstrinin sınırlarını ve yapısını yeniden şekillendirerek yeni pazar alanından oluşan bir Mavi Okyanus yaratır. Öte yandan, yeniden birleştirme, yenilikçi çözümler keşfetmek için teknolojik olanakları en üst düzeye çıkarma eğilimi gösterir.

Değer Yenilemenin Pazar Dinamikleri

Geleneksel uygulama olan teknoloji yenilemeyle taban tabana zıttır. Teknoloji yenilemede genellikle yüksek fiyatlar belirlenir, müşterinin sunulan ürüne erişilebilirliği kısıtlanır ve başlangıçta, yapılan yenilemenin parasını toplamak için fiyat belirlemenin kaymağını yeme politikası izlenir, ancak daha sonra, pazar payını elde tutmak ve tedarikçilerin cesaretini kırmak için düşük fiyatlara ve maliyetlere odaklanır.

Bilgiler ve düşünceler gibi, ölçek ekonomisi, öğrenme ve artan kazanç potansiyeliyle yüklü olan rekabetsiz ve dışlanamayan malların oluşturduğu bir dünyada, hacmin, fiyatın ve maliyetin önemi görülmemiş bir şekilde artar. Bu şartlar altında şirketler, en başından hedef alıcıları ele geçirmekte ve müşterilerin ulaşabileceği fiyatlarla köklü biçimde üstün değer sunarak pazarın çapını büyütmekte başarılı olurlar.

Mavi Okyanus stratejisi yüksek fiyatla üretimin düşürülmesine değil, bunun yerine herkesin ulaşabileceği bir fiyatla alıcı değerini yükseltmek yoluyla daha fazla yeni talep yaratılmasına odaklanır. Bu da, daha başlangıçta maliyetleri düşük tutmaya teşvik eder. Böylece, alıcılar kazanır ve toplum artış gösteren verimlilikten faydalanır. Bu, herkes için faydalı bir senaryo oluşturur. Sonuç olarak, alıcılar için, şirket için ve toplumun büyük bir kısmı için büyük bir değer sıçraması elde edilmiş olur.

Yazarlar : W.Chan Kim INSEAD’ da Boston Consulting Group D.Henderson Kürsüsünde Strateji ve Uluslararası Yönetim Profesörü.
Renee Mauborgne  INSEAD’ ın Kıdemli Öğretim Üyesi ve Strateji ve Yönetim Profesörü.

Dünyada en çok satanlar listesine girmiş, strateji hakkındaki geleneksel düşünce şeklini altüst eden bu çığır açıcı kitabın geleceği kazanmak, yeni ve cesur bir yol’ un  haritasını daha iyi anlamak için başlatmış olduğumuz “Mavi Okyanus Stratejisi” yazı dizimize bu haftaki yazımızla son veriyoruz.

Her hafta yeni bir bölümünü yayınladığımız “Mavi Okyanus Stratejisi” yazı dizimizin faydalı olduğunu umarak, başarılar getirmesini diliyorum.

Ali SAVUT
turkobazaar.com
Kurucu/Ortak
Twitter / Linkedin 
                                                SERMAYESİZ Ticaret İçin Tıklayın..